ANAMAS EFSANESİ
Bir zamanlar Anamas Dağlarında yer alan obalardan birinde yaşayan Dul Ana ile küçük Oğlu varmış. Huyu kötü olan Ana, oğluna küçük yaşlarda hırsızlığı ve soygunculuğu öğretmiş.
Oğlan büyüyünce de Anamaslara dehşet saçan azılı ve acımasız bir eşkıya olup çıkmış. Astığı astık, kestiği kestikmiş. Soymadığı kervan, basmadığı oba kalmamış.
Ama gün olmuş bu acımasız eşkıyayı Bey yakalatmış ve Asılmasına karar verilmiş.
Darağacına götürülürken son arzusunu sormuşlar. Bunun üzerine oğlan demiş ki, “Beyim, ben aslında suçsuzum, asıl suçlu anamdır, beni asmayın, Anamı asın.”
Bey bu eşkıyanın yetişmesinde anasını da suçlu bulunca, ikisini de astırmış.
Meğer bu Anamas dağının ismi “Anamı As” tan gelme imiş.
TELEFON YAĞLAMA
HALİL ÜNAL (Suleyman)
E-Posta : halilunal07(ters a)hotmail.com
Nereden : Alanya
Tarih : 05.03.2008
Sertan Bekdemir (Sadık Bekdemir’in oğlu) arkadaşımla beraber Kamil dedesinde oturuyorduk. Canımız o kadar sıkıldı ki aklımızdan bir çok yaramazlık geçiyordu.Ve ben en sonunda nasıl yaramazlık yapacağımızı buldum.
Aklımızdan bir tlf numarası çevirdim.Karşımıza Sertan’ın ebesi olan rahmetli Hatem Haccası çıktı ve ben konuşmaya başladım.
Halil:
- Alo iyi akşamlar
Hatem Haccası:
Eyi akşamlar guzum
Halil:
-Teyzem ben postaneden arıyorum. Telefon tellerini yağlama yapıcaz. Telefonunuzdan yağ akabilir. Altına bir şey koyun.
Hatem Haccası:
-Tamam guzum Allah razı olsun iyi ki söyledin evim batardı yağdan, dedi.
İkinci telefonu Salim amcamın evini aradık. Orda da annemler oturuyormuş. Aynı şeyleri onlara da söyledik. Bahriye yengemin cevabı
Bahriye Yenge:
-Tamam oğlum konuya komşuya haber verelim, der.
Tabi annem hemen ayağa kalkar eve gitmeye kalkmış.
Annem:
-Hayvah benim telefonun altında defter kitap var, kalk kızım gidelim evimiz batmadan altına bir şey koyalım, derler ve eve giderler.
Tabi biz o akşam en az 20 kişiyi böyle aradık. Misafirde olanların hepsi evlerine telefonların altına tepsi yada leğen koymaya gitmiş. Köyün yarısı o akşam telefonları altına tepsi koymuş. Yağ gelecek diye tam 3 ay bekleyen olmuş. Biz o akşam telefon açtıklarımızın evlerine gittik gülmekten kendimizi tutamıyorduk. Bayriye yengem ve annem tepsi koymuş. Birde telefonu poşete koymuşlar.
Sertanla beraber o akşam çok gülmüştük. O günleri çok özledim.
KAMYON TEKERİ
(Sene: 1973 vaya 1974)
YAHYA AKKAYA
E-Posta : yahyaakkaya61@hotmail.com
Nereden : Konya
Tarih : 04.03.2008
Köyümüzün çok kalabalık olduğu, çocukların ve gençlerin doyasıya köyü yaşadığı bir dönem. Sıtkı dayı davar keşiğine gider. Deştiğin belinde tekeri eskiyen bir kamyoncunun attığı eski lastiği kışın yakmak
amacıyla akşama köye yuvarlar getirir ve küllüğün üzerine atar. Bunu gören Ömer (oğlu) durur mu? hiç, hemen teyze oğlusu Alibey'e (Rahmetullahi aleyh),Süllü’nün Şeref’e, gaygısız Osman’ın İsmail'e haber
verir. ....
Ve bir çok o gün köyün ileri gelen yeni yetme ve gençlerine haber tez zamanda ulaşır. Büyük kamyon tekeri köyün sokaklarında elden ele koşturulur. Nihayet kan ter içerisinde şu anda su deposunun bulunduğu bayıra çıkarılır. Koca teker oradan bırakılacak hışımla yuvarlanışı zevkle izlenecektir. Tam boş lastik salınacaktır ki;
Sıtkı'nın Ömer Alibey (Rahmetli) 'e:
- Ağa dur. Aklıma bi şey geldi! Ben tekerin içerisine gireyim ondan sonra bırakın, der.
Alibey:
-Get len geberinde İrahmi dezem beni köyden sürer valla.
Ömer:
- Yok korkma len ağa valla billa bana bir şey olmaz, der.
Nihayet . Ömer ısrarında başarılı olur ve koca tekerin içerisine erilçe gibi girer. Teker bırakılır bırakılmaz, oktan çıkan yay misali bir çıkış çıkar ki görene aşk olsun. Taş ocaklarından, hendeklerden, tümseklerden zıplayarak, bir yukarı bir aşağı sıçrayarak son sürat yukarı özler yolunu havadan katederek karcı İsmail'lerin tarlasından kar çayına oradan da eski muhtarın tarlasına çıkar. Hızı kesilip tekrar kar çayına doğru yönelir.
Bu arada tepedekiler ellerini oğuşturup dudaklarını geverek:Eyvah Sıtkı’nın Ömer kesin ölmüştür, diyerek bir birlerine bakarken, çayda yan yatan tekerin içerisinden Sıtkı'nın Ömer kobra yılanı gibi kafasını
çıkarır ve yukarıdakilere doğru:
-Ağa valla pek gözel olayoru bida yapalım diye bağırır.
Bu arada Süllü\'nün Şeref Alibey'e:
-Deze oğlu bi de ben binen len der.
Alibey de:
-Get ulen bilal sen o tekere nasıl sığacan sürge gibi, der.
Hey gidi günler hey....
Saygı ve Selamlarımla...
ÖZLEMİNİ DUYDUKLARIMIZ
Yazan: (H.İbrahim Ünşat) 27.02.2008
Yaz aylarına rastlayan Ramazan ayı (Oruç) günlerinde ikindi vaktinden sonra pınarın etrafında dut ağacının gölgesinde serinleyerek iftar vaktini beklemeyi, akşam ezanı ile birlikte pınarın soğuk suyu ile ve pınarın suyunda soğutulan dut ve kirazla iftar açmayı, sahura kalkmayı ve davulcuya bakmayı, Teravih ve Cuma namazları cemaatle kılınır-ken pınarda suya girmeyi, pınarın avlu girişi merdiveninde nöbet bekleyen çocuğun Cuma namazının farzının selamı verilmesi akabinde camiden çıkan Sıçan (Fare) Ahmet geliyor ikazıyla kaçışmayı, pınara girilmenin çocuklara yasak edilmesine, dönemin muhtarına karşı ‘Havuz isteriz’ diyerek eylem yapmayı, bayramları – bayramlarda oturulup sohbet edilerek yemek yenilen odaları, Kızılyerlerden başlayıp rahmetli Alimeler’in Mehmet’in Başarım’daki ceviz ağacına kadar uzanan bayram yerini, aşağı mahallede gruplar halinde oyunlar ; Met-değnek oynamayı, fitce (topaç) çevirip duza gitmeyi, çember çevirmeyi, kotak ve gumpanya oynamayı, rahmetli Çalık Mesud’u kızdırmayı, pınarda değnek çöktürmeyi,Vişne zamanı gazoz şişesinde reçel, kirazdan asma yapmayı, düğünlerde dağıtılan payı, karpuz satmaya gelip akşamleyin karpuz kamyonunu aşağı mahallede çocukların istifadesine cömertçe bırakan karpuz sahibini, aşağı mahalleye gelen sebze satıcısının arabasından atmış olduğu çürük sebzelerle savaş yapmayı, kış aylarında yağan karı, yağan karları damdan kürümeyi, damlardan sokağa kürünen kar yığınına çukur eşerek tuzak yapmayı, karda su deposundan aşağıya naylonla kaymayı-kartopu yuvarlayarak aşağıya kadar çığtopu yapmayı, köprünün üzerinden Garçayı’ ndan akan sele bakıp suya taş atmayı, rahmetli Halid’e;
- Halit! Bahçede Belit, kulakları delik, ayağında kelik demeyi, o rahmetlininde;
- Yaşan canlarım yaşan diyerek mukabelede bulunmasını,
Baharla birlikte doğan kuzu ve oğlakları, çiğdem kazmayı, menevşe (menekşe) toplama-yı, yağan yağmurdan sonra mantar aramayı. Yaz aylarında Aşıtların ve Tekneciğin gömük olan bönetlerinde suya girmeyi, hele hele rahmetli Hacı Nafis’in havuzunda suya girip caneriklerinden yolmayı, Harmanda düvene ve kağnıya binmeyi, termiye kapçığın-dan pırla yapmayı, çocukluk arkadaşlarımızı ve çocukluğumuzu, Aşağı Mahalle ile Kü-çükharman’ın derbi maçını, Şaide’nin Ali ağabeyin antrenörlüğünde Hüyük, Zıvarık, Çavuş ve İlmen’le oynanan futbol müsabakalarını özledik.
NOT: Yazımızda adı geçen ölenlerimizi rahmetle anar, sağ olanlarada saygı ve selamlarımı gönderiyorum.
AHMET BİLGİ (MELEKLERİN AHMET)’DEN BİR HATIRA
Yazan: (H.İbrahim Ünşat) 27.02.2008
Rahmetli Hüsmen birgün sabah namazını kılar, hayvanlarının yiyeceğini temin etmek için öküzlere kağnısını koşar, eline öğendire’sini alarak, saman almak üzere Gasaba’ya (Kreli Kasabası)’na doğru alaca-karanlıkta yola çıkar. Gün doğumundan bir müddet sonra kuşluk vakti Çavuş’u geçer, Çavuş’la-Gasaba arasında Sırtyol denilen mevkiide köyümüz’ün sakin-lerinden olan Rahmetli Melleş’le karşılaşırlar, (Melleş’te akşamı Gasaba’da geçirmiş işlerini bitirmiş olacak ki Gasaba’dan köye doğru gelmektedir.)
- Melleş,
Selamün Aleyküm Hüsmen dayı sabah sabah öküzlerle nereye böyle.
- Hüsmen,
Aleyküm Selam yiğen Gasaba’dan saman getireceğimde oraya gidiyorum der.
- Melleş, (Şaşkın bir vaziyette sorar)
Dayı samanı neyle getireceksin?
- Hüsmen,
Gağnı’yla
- Melleş
Hangi Gağnı’yla (Gağnı nerede)?
Bunun üzerine uyku semesi olan Rahmetli Hüsmen, Öküz’lere koştuğu kağnı’yı göstermek üzere arkasına döner, bakar ki koşmuş(öküzlerin boyunduruğuna bağlamış) olduğu kağnı’yı göremez. Kağnı, Boyunduruk’taki bağlantısından çözülerek, geçmiş olduğu Çavuş sokakla-rında düşüp öküzlerden ayrılmıştır, durumun farkına varan
- Hüsmen,
Aman! yiğen sakın kimselere söyleme sana iki gün öküzlerle çifte gideyim (Tarlanı sü-
reyim.
- Melleş (Gülerek)
Valla dayı iki gün çifte de gitsen, üstüne bu öküzlerini de versen ben söylemeden
duramam der.
Rahmetli Hüsmen’in gelmiş olduğu yoldan ikisi beraber köye doğru yönelirler,düşen kağnı’yı Çavuş’un sokaklarında bularak yardımlaşıp tekrar kağnı’yı öküzlere koşarlar, Hüsmen Gasa-ba’ya doğru, Melleş’te Köye doğru yola devam eder, rahmetli Melleş bir gün durur, iki gün durur, üçüncü gün duramaz olayı köy kahvesinde anlatır.
GERİDE HOŞ BİR SEDA BIRAKANLAR
(Gonderen: Halil Ibrahim Unsat)
Bir yaz günü akşamı saat 21:00-22:00, Çatalyol ve Küçükharman’dan gelen çocuklarında buluşması ile aşağı mahalle kalabalık bir çocuk grubunu ağırlıyor. Grup aralarında gumpanya oynamaya karar verdi. Ebe rahmetli Halis'in oğlu rahmetli İsmail. Ebenin durduğu yer rahmetli Çalık Mesud'un evinin arkasındaki bahçesinin köşesinde bulunan elektrik direği. Ebe yüksek sesle sayıyor oyundakiler saklanıyor, bir müddet sonra rahmetli Muşul'un kapıdan doğru oyunda saklananlar karanlıkta grup halinde geliyor, fakat ebe grup halinde söbelemeye gelenlerin hepsinin ismini teker teker söyleyene kadar grup ebeyi bastırıp ebeyi söbeliyor, sabaha kadar oyun devam etse İsmail'in ebelikten kurtulması imkansız, ebe sayıyor oyundakiler toplu şekilde ebeyi söbeliyor. Ebe tekrar saydı oyundakiler saklandı, İsmail'in omuzdan askılı, 6 pilli bir el feneri var, pröjektör gibi. Bu arada Şayde’nin kahveden birisi çıktı, rahmetli Cevdet’in kamyon park edilmiş halde Çalık Mesud’un evinden tarafta duruyor, kahveden çıkan adam çok sıkışmış olacakki, karanlıktan da istifadeyle Cevdetin kamyonu ile Çalık Mesud’un evinin duvarını siper ederek ayakta işemeye başladı. El Feneri ile saklanan oyuncuları arayan ebenin pröjektörü andıran ışık hüzmeleri işemekte olan adamla buluştu, sıkışık vaziyette olan adamın ışığı kaale ettiği yok, bunun üzerine İsmail saklanan oyuncuları bırakarak işemekte olan adama doğru hem ışık tutarak onun kim olduğunu tanımaya çalışıyor hemde adamın duyacağı bir ses tonuyla cööcüürr-cööcürr, destur-destur çekmeye başladı, ebe arada birde oyuna dönerek falan oyuncu seni söbeledim diyerek manzarayı çaktırmamanın gayreti içine giriyor, işini bitirip rahatlayan adam karanlıkta ebeye doğru gelmeye başladı, adamın kendine doğru geldiğini gören ebe bu arada manzarayı çaktırmama gayretlerini biraz daha artırmaya başladı ama nafile adam geliyor, elektrik direğinin ışığında beliren adam rahmetli Kurtbekir. İsmail’e yaklaştı.
-Işık tutan senmisin len dedi.
İsmail,
-Yok dayı ben saklananları arıyorum desede, el fenerini gören Kurtbekir yutmadı.
Kurtbekir,
-Bak akrabammışsında bir vurursan yarısı boşa gider diyerek oradan ayrıldı.
Bu durumu fırsat bilen ebe, Kurtbekir dövecek bahanesiyle oyunu bırakıp ebelikten kurtuldu. (Ruhlarına bir Fatiha’yı esirgemeyelim inşallah) 06.02.2008.
ANILARINIZI AŞAGIYA YAZIP BİZE GÖNDEREBİLİRSİNİZ
(Yazılarınızda lütfen gramer kurallarına uymaya çalışın)
|