KONYA İli / HÜYÜK İlçesi / PINARBAŞI KÖYÜ
Pinarbasi Koyu

EnglishDeutsch

www.pinarbasikoyu.net
| FORUM |

Ana Sayfa

|

İletişim

|

Site Hakkında

| Hakkımızda

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


KUTLU DOĞUM-MEVLİD KANDİLİ (VELADET KANDİLİ)

"Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." (Enbiyâ suresi, 107. ayet)

İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen son ve en büyük peygamber, bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) 571 yılında Kameri aylardan Rebiü'l-evvel ayının 12.gecesinde doğmuştur. Milâdî takvime göre ise bu, 571 yılı Nisan ayının yirmisine rastlamaktadır.   Bu mübarek geceye "Mevlid Kandili" denir.

Velâdet İkliminden Âlemleri Kuşatan Rahmet ve Aşk (Alıntı)
(Altınoluk Dergisi Yıl 2001- Ay: Haziran, Sayı 184)

İbn-i Arabî -kuddise sirruh- şöyle der:
"Kâinât manzûmesi, O'nun nûrundan bir kıvılcımdır. Eğer Âdem -aleyhisselâm-'ın toprağına Rasûlullâh'ın toprağından bir nasîb konmasaydı, Âdem -aleyhisselâm-'ın tevbesine icâbet olunmazdı. Vaktâki Âdem -aleyhisselâm-, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'i, duâsına vesîle kıldı; kınanmaktan kurtuldu. O yüce Rasûl, İbrâhim -aleyhisselâm-'ın sulbüne intikâl eyledi; ateş ona serin ve selâmet oldu. O yüce inci, İsmâil -aleyhisselâm-'ın sedefine girince, nâmına göklerden kurbanlık bir koç indirildi." (Şeceretü'l-Kevn)
Görüldüğü üzere Peygamberler dahi O'nun hürmetine ilâhî rahmetten müstefîd olmuşlardır. Hattâ O'na tâbî olmanın rahmetine nâiliyyet için kendisine ümmet olmak isteyen peygamberler bile çıkmıştır. Bereketli bir hidâyet şerâresi hâlindeki nebîler silsilesinin her halkası, âlemlere rahmet olarak gönderilen Hazret-i Muhammed Mustafa -sallallâhu aleyhi ve sellem-'in zuhûrunun âdetâ birer ikbâl müjdecisiydi..
Nihayet beklenen nûr, mîlâdî 571 yılı, 12 Rabîulevvel Pazartesi sabahı, güneş doğmadan az evvel zuhûr âlemine tenezzül ederek, Abdullah ve Âmine'nin izdivaç kucağında bütün zaman ve mekânları şereflendirdi.
O'nun zuhûruyla Allâh'ın rahmeti bu âlemde coşup taştı. Sabahlar ve akşamlar renk değiştirdi. Duygular derinleşti. Sözler, sohbetler, lezzetler enginleşti; her şey ayrı bir mânâ, ayrı bir letâfet kazandı. Putlar sarsılarak yere devrildi. Kisrâlar beldesi Medâyin saraylarında sütunlar ve kuleler yıkıldı. Sâve gölü, zulüm bataklığı hâlinde kurudu. Gönüller feyz ve bereketle doldu.
Çünkü zaman ve mekânda gerçekleşen bu tecellî, o asîl varlığın zuhûrunun ilk bereketi idi. Bu bereket, bütün kâinâtı kuşattı. O seneye bolluk senesi denildi.
Kaynaklarda bildirildiği üzere, Allâh Rasûlü'nün süt annelerinden biri de tâlihli kadın Süveybe Hatun'dur. Bu hatun, Rasûlullâh'ın amcası ve azılı düşmanı Ebû Leheb'in câriyesi idi. Süveybe Hatun, Ebû Leheb'e yeğeninin doğduğunu müjdeleyince, Ebû Leheb, sırf kavmî asabiyetten dolayı sevinç içinde bu câriyeyi âzâd etti. Bu ırkî asabiyetten gelen sevinç bile, Ebû Leheb'in Pazartesi geceleri azâbını hafifletmeye yetmiştir.
Gerçekten de Ebû Leheb'i ölümünden sonra bir gece rü'yâda gördüler ve sordular:
"- Yâ Ebâ Leheb! Ne hâldesin?"
Ebû Leheb:"- Cehennemdeyim;  acıklı bir azâb içindeyim! Ancak Pazartesi geceleri azâbım hafifletiliyor. O gecelerde parmaklarımın arasını emiyorum. Oralardan su çıkıyor, suyu içiyor ve serinliyorum. Çünkü, Pazartesi günü Süveybe koşup bana o sabah Allâh Rasûlü'nün doğduğunu müjdelemişti; ben de onu âzâd etmiştim. Bunun karşılığı olarak Allâh Teâlâ, Pazartesi geceleri bana, azâbımı hafifletmek gibi bir ihsânda bulunuyor."
İbn-i Cezerî şöyle der:
"Ebû Leheb gibi bir kâfir, Allâh Rasûlü'nün doğduğu gün gösterdiği sırf akrabalık asabiyetiyle cehennem içinde faydalanırken, kıyas etmeli ki, bir mü'min o geceye hürmet gösterip kâinâtın Fahr-i Ebedîsi'nin aşk ve muhabbeti için gönlünü ve sofrasını açacak olursa, kimbilir Hakk tarafından ne türlü lutuf ve keremlere nâil olur!.. Lâyık olan, Allâh Rasûlü'nün doğdukları ayda mükerreren sohbetler yapıp feyz tâzelemek, mübârek ayın rûhâniyetinden istifâde edebilmek için ümmete ziyâfetler vermek, fakîr, garîb, yetim, çâresiz ve kimsesizlere her türlü iyiliği yaparak mahzûn gönülleri şâd etmek, onları sadakalarla sevindirmek ve Kur'ân'ın feyzinden istifâde etmektir..."
Diğer taraftan Kur'ân-ı Kerîm'de Cenâb-ı Hakk'ın:
"(Ey Rasûlüm!) Sen onların içinde iken Allâh, onlara azâb edecek değildir!.." (el-Enfâl, 33) beyânı da müşrikler hakkında vârid olmuş bir âyet-i kerîmedir.
Müşrikler bile sırf O'na maddî yakınlık sebebi ile böyle bir imtiyaza sâhib olursa, mü'minlerin ne türlü ilâhî nîmetlere nâil olabilecekleri tasavvurun üstündedir. Üstelik o mü'minler sâdece o muazzez varlığa îmân etmiş olmakla kalmayıp bir de o îmânın özünü teşkîl etmek üzere muhabbet-i Rasûlullâh'tan nasîb alırlarsa... Söz burada âciz kalır... Gerçekten de bir mü'minin gönlü muhabbet-i Rasûlullâh'ta ne mertebeye vâsıl olursa dünyâda nâil olacağı huzur ve seâdet, âhirette ulaşacağı makâm, o nisbette yüce olur.

OSMAN NURİ TOPBAŞ

 

 



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Site Tasarım: Halis Şimşek, Copyright © 2007. Pinarbasikoyu.net. Her hakkı saklıdır. E-Posta: bilgi@pinarbasikoyu.net